BLOG Son Yazılar

Frida KahLo

20. yüzyılın idol kadınlarından biri olan Frida Kahlo, ressamlığın yanı sira devrimci ve feminist yönleriyle de tanınır.
Bir çok kişi onu surrealist olarak tanımlansa da, o bunu asla kabul etmemiş ve “kendi gerçeği” ni yansıttığını söylemiştir.
Hayatı zorluklar ve mücadelelerle doludur. Kendini sürekli ötekileştiren yaşama boyun eğmemis, kaderine razı olmayı değil ‘efsane’ olmayı tercih etmiştir.
Aşk ve acının bir arada olduğu tablolarında, aynada gördüğü kendi yüzlerini resmeden Frida onca çalkantılara rağmen, içindeki büyük umudu da yansıtmıştır.
Şüphesiz ki Frida’nın en büyük Aşk ve kederi Diego Rivera’dır. Bunu bir sohbetinde şu cümlesiyle çok iyi anlatır: “Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; biri Diego’ydu, diğerinde ise bir tren beni az daha öldürüyordu. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı.” Her şeye rağmen asla vazgeçmedi. Acı da mutluluk da Diego’ydu. ‘Rengi giyen kadın’la ‘Rengi gören adam’ın hikayesiydi bu…
İşte bir mektubundan eşsiz cumleler:
‘ Tüm hayatımı, her bir zerresini Seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim!. Sana, beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Anladığın halde canımı yaktın Diego…’
Yaralı bir geyik, aşk, isyan, devrim ve özgürlüğün kadını Frida Kahlo ‘yu anlamak için şüphesiz onu en derinlerde hissetmek gerek.

2 views kez okundu

0 Yorum yapıldı

Paylaş : Facebook | Twitter | Instagram | TumblrSosyal Medya

Yorumlarınız yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.